Sınav Kaygısı: Düşman mı, Yol Arkadaşı mı?

Bir gün sınav kaygısı tamamen ortadan kalksaydı ne olurdu?
İlk bakışta kulağa harika geliyor.
Hiç heyecan yok.
Hiç stres yok.
Hiç kaygı yok.
Peki gerçekten böyle bir öğrenci sınava hazırlanır mıydı?
Muhtemelen hayır.
Çünkü kaygı, çoğu zaman düşündüğümüz gibi tamamen kötü bir duygu değildir. Aslında bize bir şeyin önemli olduğunu hatırlatan doğal bir alarm sistemidir. Yaklaşan sınavın, hedeflerimizin ya da emek verdiğimiz bir sürecin bizim için değerli olduğunu gösterir.
Sorun alarmın çalması değildir.
Sorun, alarmın hiç susmamasıdır.
Sınav kaygısıyla ilgili en büyük yanılgılardan biri, başarılı öğrencilerin hiç kaygılanmadığını düşünmektir. Oysa sınava önem veren hemen herkes belirli bir düzeyde kaygı hisseder. Farkı yaratan şey, kaygının varlığı değil; onunla kurulan ilişkidir.
Kaygıyı bir düşman gibi görmeye başladığımızda onunla savaşırız.
"Kaygılanmamalıyım."
"Sakin olmalıyım."
"Böyle hissedersem başarılı olamam."
Ancak duygular ilginç bir şekilde çalışır. Yok saymaya çalıştıkça daha fazla görünür olurlar.
Belki de kendimize söylememiz gereken cümle şudur:
"Evet, şu an kaygılıyım. Çünkü bu sınav benim için önemli. Ama bu duygu sınava girmeme ya da elimden geleni yapmama engel olmak zorunda değil."
Bu bakış açısı kaygıyı ortadan kaldırmaz.
Ama onun direksiyona geçmesini engeller.
Çoğu zaman öğrenciler kaygılarını azaltmaya çalışırken bütün enerjilerini onunla mücadele etmeye harcarlar. Oysa aynı enerji, hazırlık sürecine yöneldiğinde kaygının da zamanla yönetilebilir hâle geldiğini görürüz.
Belki de mesele kaygıyı susturmak değildir.
Belki de onu dinleyip ne söylediğini anlamaktır.
Çünkü bazen kaygı bize "Yetersizsin." demez.
"Bu senin için önemli." der.
Ve bazen bu ikisini birbirine karıştırırız.
Psikolojik Danışman Notu
Kaygı, insan olmanın doğal bir parçasıdır. Belirli bir düzeyde olduğunda dikkati artırabilir, hazırlık yapmayı destekleyebilir ve performansa katkı sağlayabilir. Ancak kaygı günlük yaşamı belirgin şekilde etkiliyor, çalışmayı sürdürebilmeyi zorlaştırıyor ya da yoğun fiziksel belirtilerle birlikte uzun süre devam ediyorsa profesyonel destek almak faydalı olabilir. Amaç kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değil, onunla sağlıklı bir ilişki kurabilmektir.
Feyza Gümüşhan Çavuş
Psikolojik Danışman & Rehber Öğretmen
Önerilen Diğer Yazılar

Erteleme Alışkanlığı: İsteksizlikten Daha Fazlası
Bazı öğrenciler masanın başına oturur, kitabı açar ve dakikalarca ilk soruya başlayamaz. Bazıları ise gün boyunca "Birazdan çalışacağım." diyerek kendini ikna eder. Gün biter, vicdan azabı başlar ve ertesi gün aynı döngü yeniden yaşanır.

Ergenlik Döneminde İletişim: Çocuğunuzla Aynı Takımda Mısınız?
Yıllardır öğrenciler ve aileleriyle yaptığım görüşmelerde dikkatimi çeken ortak bir durum var. Ergenlik döneminde iletişimin bozulduğunu düşünen ailelerin sayısı oldukça fazla. "Eskiden her şeyini anlatırdı.", "Artık odasından çıkmıyor.", "Ne sorsam tek kelime cevap veriyor." gibi cümleleri sıkça duyuyorum.

DEHB: Dikkat Eksikliği mi, Farklı Çalışan Bir Zihin mi?
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), son yıllarda hem ailelerin hem de eğitimcilerin en çok konuştuğu konular arasında yer alıyor. Ancak DEHB hakkında hâlâ birçok yanlış inanış bulunuyor. Bunların başında da "İsterse yapar.", "Yeterince çabalamıyor." veya "Ders çalışmayı sevmiyor." gibi düşünceler geliyor.